<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=21389979&amp;blogName=%C4%B1%C5%9F%C4%B1k%2C+kamera%2C+yapay+g%C3%B6zya%C5%9Flar%C4%B1...&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLUE&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fs1eger.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fs1eger.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Çarşamba, Eylül 23, 2009

'sup dudes VS evening everybody



Aslında yazmayı da unuttum ha, öyle bir süredir alelade bir şekilde takılıyorum.
Hani bazen olur ya, nerede olmanız gerektiğine karar vermeniz gerekir ya, işte ondan
Professor Mosby mi yoksa Ted mi?
ya da good evening everybody mi, yoksa 'sup dudes mü?

Bi düşünelim o zaman;
Strana Organization, sanırım benim için fazla ömrü olmayacak
Partiler, the person you have call can not be reach at the moment please try again later
Amerikan Futbolu, belki seneye
Magic the Gathering, yine ve yeniden
100 metre atletizm, koş yoksa düşersin
Kızlar - sevgili şeysi, ahm yan cebim keşke olsa da koysan
Beyaz ten kırmızı babet, Tanrım sana geliyorum
Yeni dönem, inek olucam çok çalışıcam ortalama yapıcam, eğlenmesini de bilicem
Fotoğraflar, afsaddan profesyonel destek alınası
Ebay ticaret ağı, sanırım kendi maymun iştahım yüzünden zarar edicem
Burcu, the person you have call can not be reach at the moment please try again later
Çizimler, başka neyim var ki kalemlerim ve kağıtlarımdan başka
Yeni oda dekorasyonum, bence cidden başarılı oldu ama armut mu yoksa baba koltuğu mu bilemedim
Sinema, gerekli zamanı neden vermediğimi bir türlü anlamıyorum

Ehmm o zaman Oi Va Voi diyerek, Frank'enweenie'ye mantarsız geçen Amsterdam yolculuğundan hoşgendin diyoruz.

Pazar, Ocak 25, 2009

Hastalıkların Üstesinden Gelebilme

Hepinizin bildiği gibi, daha yeni travmatik ve hayati tehlike taşıyan bir sorundan kurtuldum, ve şu anda, çoğunuz bu 83kemik çatlağı diye adlandırdığım ve 83 tane olan büyük ve küçük sorunların etkisindesiniz. Ama tabii ki ben bunlardan bahsetmicem, kemik kırığın çatlağın felan varsa, git doktora, bu blogta bile ne işin var. her neyse şu anki en büyük sorunumuz hisler.

E tabi herşey birden ortaya çıkmadı, öncelikle his diye birşeyin var olduğunu keşfettim, ama bunun zamanını pek hatırlamıyorum, hani çok uzun yaşamış olmasam da benim hatırlayamadığım kadar eskiye dayanan bir hikayesi var, o an benimle birlikte olmuş birini bulur da ondan dinlersem, ve ben de onaylayacak kadar güzel bulursam, elbet bir gün sizinle bunu da paylaşırım. Her neyse his diye birşeyin varlığını keşfettikten sonra, yani işin en zor işini bitirdikten sonra araştırmaya başladım, his nedir? nasıl başlar? niye başlar? kimde başlar? nasıl gider? neden gider? nereye gider? bazılarına cevap buldum bazısına bulamadım, ama araştırmalarım devam ediyor. sadece hepsini bulamadan gidersem, sizi bulduklarımdan mahrup etmek istemedim.

Şimdi bakalım, sizde de bu dünyanın en tehlikeli nevrotik hastalığı sizde de var mı?

His nedir?
bir erkeğin başka tüm kızlara gözlerini kapatarak, sadece bir kadına odaklanması ve ondan hoşlandığını zannetmesi, sarışınlar, yabancılar, güzeller, seksiler, hatta hafifleri bile görmezden gelerek.

Öncül Belirtiler:
•Kalp Çarpıntısı
•Dil Kuruması
•Mide Bulantısı
•Konuşamama
•Terleme
•Yavşama İsteği

Eğer kontrol edilmezse, size hiç sormadan daha büyük ve şiddetli hallere bürünebilirler

Belirtiler
•Boğazda pırpır Eden Sıcak Birşey
•Baş Dönmesi
•Kronik Kucaklama İsteği
•Brunch Özlemi
•Önlenemeyen Şekilde Artan Tek Eşlilik Taraftarlığı
•Mutluluk
•Başka Seksi Kadınları Fark Edememe
•Kare Bulmaca Çözme

Tedavi
Tek tedavi iki haftada bir kız arkadaş değiştirmektir. Eğer hisler hala direnmeyi sürdürüyorsa gittikçe dozaj artırılarak tekrar edilmelidir. Ama yan etkileri de bilmek ona göre hareket etmek için gereklidir. Dozaj arttıkça kaşıntı, enfeksiyon ve bazı durumlarda hamilelik ortaya çıkabilir.

"when i get sad i stop being sad and be awesome instead"

Cuma, Ocak 02, 2009

hkezerdotcom

sitesinden de artık hizmetlere devam ediorz:)

Cumartesi, Aralık 13, 2008

paperclips



Ataç mı? o da nerden çıktı? ben de bilmiyorum aslında, ilk okul 1de biricik annemin bana aşılamış olduğu bir sapkınlık işte bu da. ataç kullanmak, ilk zamanlar çok da eğlenceliydi aslında, kollarım ile tüm masaya yayılan ben için özellikle. Daha sonra okulda pis masalara yayılmaktan iyice nefret edip, bundan vezgeçince, ataçlara da gerek kalmamıştı, zira sayfaların kıvrışmasına engel olmak yerine, iz bırakıyorlardı. sonra aldım elimdeki bazısı metal, bazısı plastik olan ama hepsi 2.8cm olan o mendebur şeyleri, öyle abidik gubidik şeyler yaptım, aslında pek de bi kimseye göstermedim, çünkü hiç bir şeye benzemiyorlardı, ben onlara bazen süleyman der, bazen habülüya derdim, isim takmak mahiyetinde.
O kadar zaman geçti aradan, artık öyle isimsiz şeyler yapmıyorum onlarla, sadece kırtasiyelerde felan raflarda görüyorum, içi metal, dışı renkli renkli plasiktiklerle kaplı olarak. bazen alasım gelio, niyeyse bi cesaret edemiyorum, ne olucaksa sanki.
Hani bi de sonra Mozart var, evet şu gelmiş geçmiş en zeki adamdan bahsediyorum, wolfgang amadeus mozart, şu 6 yaşında ilk bestesini yapan mükemmel insan. hızlı çalmanın kolay olduğunu söyleyen, ama zor ve asıl olanın yavaş çalabilmek, her notanın hakkını vermek olduğunu söyleyen yüce insan, sonra ne kadar tarza, ne kadar düğüne, ne kadar olaya eşlik etti keşke bilse bu söylemler ve besteleriyle. Mesela bu ara kafamı oldukça kurcalayan Requiem, bunu binlerce kişinin izlediği, dinlediği, şahane opera salonlarında, o ihtişam altında, aşağıda Mozart orkestrayı yönetirken izlemeyi ne kadar da çok isterdim, halk burjuvaları arasında.
Ama bunlar duruyo işte öyle, 1. sınıftan beri ataç oynuyorum, senelerdir Mozart dinliyorum, ama 24 aralıkta teslim etmem gereken bir proje var. Basic Design Final Project. Nam-ı diğer "3D organization with ruled surfaces". zor iş zor. başka bişi diyebilcek kadar daha da üzerinden düşünmek istemiyorum, en azından şu anda burda sadece bişiler yazmak isterken.
Neyse şimdi post-rock neymiş onu öğrenmem lazım, kalın sağlıcakla...

Perşembe, Eylül 18, 2008

interarch?!?!

ovvv yeee, evet bu aralar en sevdiğim tepki. bugünlerde herşey bu tepkiyi vermeme müsait görünüyor. E 1. sınıf oldum, haliyle herşey birden değişti. Çevremdeki insanlar, düşünceler, fikirler, e bi de dışavurum şekilleri.

haftada 31saat ders de bana özel bi işaret olsa gerek.. hüs.. sakso..

ama öyle çok da bir önemi yok, 69 saat olsa yine de derslere mutluluk içinde giderim, ne de olsa artık nerede olmak istediğimi biliyorum, ne olmak istediğimi biliyorum. Hata yapmadığımı düşündüğüm kadar da bunlardan eminim. Eh artık yapılacak şey belli, çalışmak.

Agh.. interraldan da döndük, herkeste bir merak, bir heyecan, ben neden bu kadar sakinim bunu da anlamış değilim, altı üstü gittim gördüm işte, gidip bi nevşehiri gezmekten ne farkı var. kültür farkı. ee bu, bu kadar önemli mi? tabii ki hayır. ama herşeye rağmen güzel bir deneyim oldu, yaya geçidinde 50 kişiyi sükunetle bekleyen, sonra çok bekledi adam yav, bari ben ona yol vereyim dediğinizde, neden geçmiyorum diye şaşkın şaşkın bakan şöförler, öyle gemide felan sıkılıp, heyy naber diye yanına oturup muhabbet edebileceğiniz, bizim mankenlerin hepsinden daha güzel ve bir o kadar da mütevazi, kızlar var. insanlar da öyle. garip ki onlar bizden daha müslümanlar.. neyse anlat anlat, anlatmaktan bıktım bu konuları.

ama şu gerçekler var ki,
  • fransızlar çok güzel, ama en güzeller bosnada,
  • amsterdam dünyanın en mutlu şehri,
  • eiffel kulesine eğer biri demir yığını derse vurun kafasına, zira kendisi sadece bir mıknatıstan ibaret,
  • monna lisa düşündüğünüzden çok daha küçük,
  • yunanistan-italya arası mümkünde gemi ile gidilmelidir,
  • interrail rotasında her zaman atlanan selanik rotaya kesinlikle eklenmeli, hemen akabinde atina rotadan men edilmelidir,
  • ucuz diye her sandwich alınmamalıdır. çünkü ucuzsa domuz etidir, bilesiniz,
  • bordeouxda ördek yenmelidir,
  • şarap çok boktan birşeydir,
  • avrupada djarum çok iğrençtir. djarum bile değildir,
  • Amsterdam dünyanın en güzel şehridir, nedeni ise düşünüldüğü gibi değil, havanın hep kapalı olması, manik depresif gibi ağlamasıdır,
  • venedik çok boktan bir şehirdir, paso insanın içinden şehre ait tıpaları açıp, şehri söndürmek gelir, ama bir tren istasyonu vardır ki, yeme de yanında yat;)
  • italya pizzanın kötü yapıldığı ülkedir, ne kadar verirseniz verin!
  • pisa'da herkesin aynı resmi çektirdiğini görüp marjinallik yapmayın, siz de yıkılan pisa kulesini tutar gibi resim çektirin, emin olun eğleniceksiniz.
  • barcelona'da gece partilerine gitmeyin, kendi yolunuzu kendiniz bulun, hele bir de çok yorgun bir haldeyken bunu hiç yapmayın, yoksa partiden otele dönerken, otobüste uyuyakalabilirsiniz, eğer birileri fark edip sizi uyandırmazsa, belki de sabah uyanamayabilirsiniz kim bilir..
  • özel bir amacınız yoksa her müzeye gitmeyin, yoksa heykel kusup, kabuslarınızda ortaçağ tablolarından kaçabilirsiniz.
a bu arada sweet home alabama da güzel şarkı be, hele sabah radyoda denk gelen ve hala bulamadığım versiyonu! (bilenler lütfen söylesin, böyle back vokalde bir kadın var, ve into'nun 2. kısmını çalmıyor lead gitar)

ve ve Lyndsy Fonseca ovv... wait for it. yeeeee

Cumartesi, Ağustos 30, 2008

sanki??


sanki bişiler oluyor, bi sesler geliyo derinden, hani kulaklarını tıkar da sessiz sessiz gitar çalarsın ya, sadece titreştirir içini, böyle acayip bir ürperti misali bir anda gelir gider, ama hala ordadır. hissedersin. işte bu da böyle bişi.

bazen ses olarak, bazen iki karenin, iki çizginin arasından gelen bişi; ama kendini tanıtıyo, öyle gizliden gelmio, trafik işaretleri gibi önceden belli ediyo kendini, ben korkmayım diye.

haydi hayırlısı diyerek iyi dileklerimizi sunalım, rast gele diyerek de uğurlayalım ve seyre dalalım.

Pazar, Aralık 02, 2007

son baharda..

Düşen bir yaprak görürsen
Beni hatırla demiştin
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim

Her sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma

Rüzgarla düşen yapraklar
Daima senin hayalin
Yine bir sonbaharda
Döneceksin sen bana

Her sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma

/garip bir şiir be.. bazen kırmızı yapraklı, sarı ışıklı binaların arasından geçerken , o ağaçların ıslak toprak ile karışmış kokusunu içine çekerken, hayatın yorgunluğunda düşüncelerini bırakıyorsun.. her ne kadar bunu istemesen de, yanında birileri olsa da, olmasa da. sadece o geliyor gözlerine, tüm her yere, aynada onu görüyorsun kendi bitik bedenin yerine.. sana gülümsüyor senin asık suratına aldırmaksızın dalga geçer gibi. ama sonra sen de gülüyorsun ne de olsa o gülüyor. ve neden sonra gidiyor.. kayboluyor... geri gelmesi için iyice bakıyorsun. en derinlerine aynanın. ama yok bir imge bile kalmamış.
sonra uzun süredir bıraktığın gitarını çıkartıyorsun o tozlu raftan. küçük bir akord etme mücadelesi ve işte yine ona asla okunamayan ezgiler dökülüyor dilinden.. aynada tekrar görünsün hayaller diye. gerçeğe dönsün hayaller diye, bu güzel son baharda..

Pazar, Eylül 30, 2007

dans et geberene kadar

bazen bakarsın hayata dans pistincesine.. sonsuz uzunlukta başlangıç noktası olmadan.. bir yerden alıyorsun eşini başlıyorsun dansa.. müzik durana ya da eşin gidene kadar.
zira bu tango dominant sensin erkek olarak. ama amacın eşini hatun kişiyi memnun etmek.. ilk boşlukta kaçacaktır senden ne de olsa onların doğasında var. nazlılık bağlanamamak..
dans etsek diyorum seninle sabaha kadar, sen kollarımda olmadan ama.. korkarım ben sana dokunmaya, icritirsem diye.. hadi ayağına basarsam, sana ne yapacağımı gösteremezsem.. canını yakarsam.. bir an olsun gözlerim gözlerinden kaçarsa. ya ya müzik biterse.. bunları düşünmeden seni kaldırmayı ne çok isterdim sevdiceğim benim. senelerdir ne çok denedim bunu. sonra ne oldu biliyor musun? ben beklerken şarkı bitti:D şimdi mutlu oldum mu. olmam lazım istediğimi yapmışım sonuçta.
şimdi dans ediyorum sabahlara kadar aralıksız kendi başıma bazen hayallerle bazen geçmişle.. bazen geleceğin soyut 2 boyutlu çehresi ile.
ve sonra bakıyorum gök yüzüne yine şu aşındıramadığım yollarda.. hala aşınmıyor köftehorlar.. üzerlerinden ne yükler geçti ne ağrılar ne sancılar.. bazen kalbin bombok hali, bazen inancın yitimi, bazen aşkın zirvesi, mesajların sessizliği, bazen yağan karın altında hayali sevgili ile yapılan bir viyana valsi.. sessizce şarkı söyleyen kar tanelerinin yükü..
ve sonra orkestra sustu. sadece sieger kalpsiz bir vaziyette müziğin sessizliğinde başladı dans etmeye.. geçişmişliğin şehveti ile. çocukluk yapmanın verdiği heyecandan sonra kalan hafif gülümsemeyle.. en şebeğinden hemde.

Perşembe, Eylül 20, 2007

ifşa.

sevdim ben bunu. başka bişi sölemesemde olur zaten. belki lazım olur size de bir gün.

Salı, Eylül 11, 2007

william shakespeare

insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için,sevmekten korkuyor.
sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...

öhöhömmm demek istiyorum. bu ara çok alıntı yapıyorum biliyorum. çünkü kendimi nadasa bıraktım:D

Cuma, Eylül 07, 2007

ben dedim de..

Nazım Hikmet derim de ne inanmazsınız. tamam peki ben ikna edemedim sizi bari şu sözlere bi bakın mendaburlar

sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim...

Çarşamba, Eylül 05, 2007

ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır



başlıkla alaksız bişiler yazcam. o başlık dursun orda kendi başına gideceği yere ulaşır zaten. o bilmese de..
bu aralar Yüksek Sadakat - Aklımın İplerini Saldım çok dikkatimi çekiyo. belki benden bişiler anlatıyo.. belki koparıyo, ya da bana cevap veriyo. keşke o da okusa bu satırları..

şimdi şeyhülislamlara aşıklardan bişiler... onlar da aşık benim gibi olmasa da onlar da aşık..

fetva verir yalan yulan
domuz gibi dağı dolan
sırtına vururum palan
senin gibi hayvan var mı

Cuma, Temmuz 20, 2007

Kadınlar ne ister?

kadınlar hiç birşey istemez gibi görünselerde o hassas düşüncelerinde birçok şey isterler. bazen size sorular sorarlar. bu onların birşeylere ihtiyaç duymasından ileri gelir. meselaa... derler ki ne düşünüyorsun? hmm.. biraz basit bir soru gibi dursada çok derin anlamlar taşımaktadır. bu sorunun tabiki tek bir cevabı vardır.
"senin ne kadar sıcak, harika, ilgili, düşünceli, zeki, ve güzel bir eş olduğunu ve seninle karşılaştığım için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum."
gibi birşey. tabi bunu böyle kitabımsı ezbere söyleyecek şahıs zaten en başından bu bahsi kaybetmiştir. daha etkili olmak namına
"yaa, düşünüyorum da, ... sen çok sıcak ve sevimli birisin. ... benimle ilgileniyorsun... düşüncelisin... çok zeki ve güzel bir eşsin... (biraz boşluk) ... aslında, seninle karşılaştığım için ben de çok şanslı bir hergeleyim!"
gibi söylerseniz bayan şahıs orda yere yığılır biter size... tabi erkekler hiçbir zaman bunu düşünmezler. ondan dalmış kişiler %99 yanlış cevap veririler....

a. at yarışı.
b. futbol.
c. dükkandaki itler.
d. benden daha güzel olduğunu.
e. son günlerde ne kadar şişmanladığını.
f. okulda kavga edecek adam aradığını.
g. sknin uzunluğuvsvs...
bunlar bir kadının yanında konuşulmaması gereken yasaklı sözlerdir.

birde sassy makalesine göre bu aptal soruya verilen en iyi cevap evli ve çocuklu'daki al bundy'den gelmiş. karısı peg bu soruyu sorunca,
"senin bilmeni isteseydim," demiş al, "düşünmek yerine konuşuyor olurdum."

burdan anlaşılan ikinci kısımsa kadınlar gizemli erkek ister.. güçlü, zeki, basit erkekler gibi düşünmeyen kişileri isterler. aslında aradıklarını asla bulamazlar çünkü bütün erkekler böyle düşünür. nitekim bazısı belli ederrrr.. bazısı belli etmez..

Perşembe, Temmuz 19, 2007

Yine aynı gün

Not: Valla bunu ne zaman yazmışım tam anımsayamadım.. Yalnız pek okunası gibi gelmedi bana.. Sanırım düşünce ve icraat olarak en kısır zamanıma denk gelmiş.. hoş bahsettiğim kişi de o zaman denk gelmiş..

Sabah gözlerin ağırlıklarını koparmak için geçen on dakika ve hazırlıkla geçen diğer on dakikadan sonra yine yoldayım.. Hala aşındıramadığım hergün gidip geldiğim yol...
Bir tanıdığa rastlıyorum, aslında tanımıyorum, sadece sabahları bazen görüyorum. O bana, ben ona.. bakışıyoruz.. Selam vermek istiyorum, belki de o da istiyor ama hiç birşey yokmuş gibi öylesine geçip gidiyorum.
Yine metro.. Her zamanki gibi ilk vagonun 4. kapısındayım. Saatime bakıyorum bugün gecikmişim, önceki metroya binmem gerekiyordu...
Biraz sessizliği yırtarcasına metro geliyor, duruyor.. İnsanlar aptal mı? Nasıl olsa metro(ankaray) 5 dakika bekleyecek, içerdekine izin versene be kapıda bekleyen andaval adam! Çekil kenara..
Neyse yine atlattık geçiyorum köşeme, kulakta yine kulaklık, Tiesto'ya denk gelmiş. Bu adamı ben niye dinliyorum? kendisi aptal şarkıları aptal, yalnızca bazen gaza gelince, ya da ortamda dinlenince.. gerisi yalan..
Ama sanırım beni bir konser videosu etkiledi. Sadece o 5 dakikalık video, herkes koparmış dans ediyo.. Nasıl olur bu yaa, ben neden hiç kopamıyorum? içki bile içtim ama asla, asla kopamıyorum.. Ama bazen bırakıyorum kendimi, o zaman daha farklı oluyor..
Yada düşünüyorum, ben dans ederken beni de öyle düşünüyorlar..
"vay ve çocuğa bak koparmış gidiyo"
Ne garip Ezgi'de öyle, hep hızlı konuşuyo ama düşünüyo, hem konuşup hem farklı şey düşünüyo, benim gibi.. Ama o da kendini bırakamıyo, sanırım bunu biliyo, ama öyle zanediyo..
Neyse müziğin sesini biraz kısıyorum, kalabalık rahatsız olmasın diye..
iğne atsan yere düşmeyecek bunu biliyorum, ama ölüm sessizliği gibi.. Onca insandan bir nefes sesi bile gelmiyor..
O sırada Comfortably Numb çalıyor. Ben baydım tabi. Konuşun kardeşim birşeyler söyleyin, koskoca metroda bir kişi konuşmaz mı? Sonra ben biraz fısıltı biraz sesli, "Hello, is there anybody in there, just none of you can.." diye şarkıyı mırıldanıyorum.
Biri dönüp bana bakıyo, "neden konuşuyorsun bak vururum kafana, uysana sende sürüye" der gibi bir ifadeyle.
Sanane der gibi bakıp gözlerinin içine burnumu hışırtı ile sümkürüyorum, sırf ona gıcıklık olsun diye..
Evet o, yine orda o kız.. Acaba kim ve ne düşünüyo çok merak ediyorum, her gördüğümde aynı yerde oturmuş oluyo ve bana bakıyo..
Kendimi çıplak gibi hissediyorum..
Neyseki sadece 3 durak sürüyo. O da indi şimdi yeni heyecan..
Acaba şu an bu metroya biniyor mu?
Genelde 4. kapıyı kullanmıyor. Aynı vagon ama ya 2, ya da 3. kapı, belki de 1 olabilir ama ben göremiyorum.
Her gün merakla izliyorum acaba bindi mi? Binse ne olacak ki? Kesin dönip bir başkası ile konuşacak.. Aslında haklı, çünkü ben kendimle o da benimle konuşacak. Ben iki kişiyle o ise hiç kimse ile konuşmuş olacak. Paranoyak olmaya gerek yok ama öyle işte..
Ama neyse ki bugün metroda değil. Dedim ya gecikmişim diye. Diğerine bindi galiba diyorum kendi kendime.
Sonra kitabı elime alıp 1 sayfa daha cçeviriyorum, onun kitabı elimdeki ne garip..

Cuma, Temmuz 06, 2007

1.5-2 sene öncesi...

Yine güzel bir sabah, güzel şehir İstanbul'da süper bir sabah...
Garip bir geceden sonra
Gece saat 2 suları, bir uyandım; ağzım kurumuş,su lazım, gidip almam lazım....
Üzerime birşeyler geçirip çıkıyorum dışari, bakkal sadece 100 metre ileride ama gidene kadar nasık ödüm koptu..
Galiba dünkü kadın mı erkek mi belirsiz şahıslar yüzünden..
Ama süper bir sabah kalkıp bi duş aldım, sonra güzel güzel giysiler giydim. Sanırım o hala uyuyo, canım benim uyusun o..
Odadan çıkıp kilitliyorum, yandaki geç saate kadar parti yapan çift hala uykuda galiba hala ses olmadığına göre..
Asansör yarım kişilik olmasına rağmen beni zorla içine alıyor. Yukarı çıkma hızının 3 katı hızla aşağı iniyorum.

Gece biraz yağmur yağmuş olmalı, gök yüzü biraz bulutlu ve yerler, yer yer ıslak. Köşedeli gazeteciye gidiyorum, günün başlılarına bakıp, öylesine gözüme kestirdiğim birini alıyorum.
Sonra o güzel kafeye
Benim yerim boş yine. 2 katta camların hemen önü. Yerime oturup siparişi veriyorum..
Çörek ve bir nescafe..
Gazateyi açıp öylesine haberler okuyorum, sırf hayattan bi haber olmamak için.
Aslında akşamları daha farklı oluyor nescafe sefası, oturduğum yer istiklale bakıyor ne de olsa. Heryer ışıklanıtyor, insanlar karınca sürülerine özenmişçesine hızlı hızlı hareket ediyorlar..
Bense bi elimde kahvem diğerinde kitabımla bu görüntünün zevkini çıkartıyorum.
Anlatması zor ama bu hissi kimse ile paylaşmam sanırım. Ama sonra düşünüyorum, şimdi o burda olsa..

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

Hikayeler.

evet sildim hepsini niye bilmiyorum.. şimdi bi tane yazıcam aslında eskiden çoook eskiden bir kış günü yazmıştım sadece buraya geçircem. valla yorum yazılırsa daha çok mutlu olurum.

Cuma, Haziran 22, 2007

galiba soldan gitcem

önümde öyle birçok yol varki.. bi kız çıktı hayattan bi baktım öyle çoook açıldı ki yol. şimdi niye tam bilmiorum ama istanbul çekio burdaki bşide itio beni oraya. durmam anlamsız gibi. şimdilik sadece dua etcem ki koç olsun koçu kazanayım. sonra mı? bilmem şimdiki gibi biraz takılrım ispanyolca ingilizce salsa kurslarına devam.. baktım para lazım oldu gitar çalarım geceleri.. bide böyle her daim her ortamda ona güvenip sevebileceğim her şekilde sevgimi gösterip aynı derecede görebileceğim birisi olursa hayattan başka ne isterim.

Salı, Mayıs 15, 2007

Kimim ben...

yaw bi baktım da ben bisürü şey yazmışım. ama başka şeyler düşünürken kendimi unutmuşum.. ben kimim?? ben bir öğrenciyim. aaal denen ucube bir yerde lise son öğrencisi. şu an test çözmem gerekirken burda bunu yazıyorum. kimim ben..
önce olumsuz bişimiş gibi neleri sevmem ona bakalım

__Neleri sevmem__
"Sen bilirsin..." denmesi
Söyledigim birseye "traşşşşş" denmesi
Iyi oldugumu sandigim konularda, benden daha iyilerinin de olmasi.
__Severimm__
Gitar çalmak
Film gibi uzun uzun rüyalar görmek
Birine içten sarıldıgım an.(zaten tek bi kişi..:))
__hakkımda_
Müzikle uğraşan resim yapan bazen beste bile zıçabilen...
Bilgisayar kolik.
Çılgın, deli dolu, espirili, sevecen(yok daha neler..)
Fazla iyimser
Seven...(hemdee çoook) ama...
__sevdiklerim__
oyun: StarCraft, Quake 3, Sanitarium
Film: Godfather, Fight Club, Rocky
Mp3 çalar: Sony:D

sonra garip birisiyimdir ben yaa. biraz dengesizim bazen mantık bunu dio derim ama sonra pişman olur ama ama diyee kalırım ortada. ama bu benim suçum değil zorla yay burcu olmuşum ne yapayım.
sonra böyle sohbeti severim bazen moralim o gün durum felan iyiyse saatlerce sabahlara kadar konuşabilirim.
magic oynarım ama öyle iyi oynarım ki 8 tane swamp olan bi draft destemde ilk 7 kart olarak swamp çeken sonra sadece bakmak için 8. kartı çekip swamp görünce ağlaya ağlaya gittiğim bile olmuştur.hoş bak şimdi cabal therapy çekcem deyip çeken sonraki el bak hatred geliyo bak deyip çekip oyunu bitirmem..
bi ara gitar çalardım. ama harbi mallık vardır bende.. niye mi... insan beste yapar niye? götüne sokiim die felan mı? tabiki değil kime yazıldıysa söylenesi dinletilesi diye yazılır:) anlayan anladı:D
sonra ilk kez sevmiş sonra böyle hani yeni bir oyuncak alınır sonra onu oynamaya kıymamazsınız onca şeyin arasında o parlar sizin için mükemmeldir. sonra o orda durur durur.. durur.. bende öyle yaptım işte baktım hayran hayran bide baktım gidiooo...
Ahanda ben.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Malt

cenk bey'in (cenk durmazel) müzisyen bir kişilik olduğu herkesce bilinen bir gerçek. eskiden de badluck vardı zaten ama ben o zamanlar küçüktüm pek hatırlamıyorum. şimdi de malt ile geri döndü ama erdem bey (erdem uygan) yok bu sefer. olsun barış ertunç var, cenk turanlı ve güray gürsoy (klibin yönetmeni) var. hem şarkı hem de klip çok güzel. başarılarının devamını diliyoruz delicesine.

ahanda burda



+ cenk bey!
- bana mı ses ettiniz?
+ sizi saygıyla andım diyelim.
- teveccüh sahibi bir delikanlısınız...

Pazar, Şubat 11, 2007

Blog yazı Blog yazı



kısa bir aradan sonra tekrar ahanda buradayım.. hemde renkli resimli hikayelerle.( ahanda yanda). tabi bu sürede biiii sürü bişiiiiler olduu.

bu esnada okul açıldı, annem bana kalem ve defter aldı (valla), anna nicole smith öldü, enflasyon yükseldi, kırk yıllık kız isimleri erkek ismi oldu (polemik yapmayın lan!).

bu aralar yine kollektif bir anlayışla doğaçlama girişicem bloga uzun uzun ama şimdi hikayeleri geçirmem lazım thnx..

Cuma, Şubat 09, 2007

yapay gözyaşları


bazen..

biz hayranların yinede seni seveceğiz eski halinle de olsa...
yada
ben yine burdayım sen gitsende.. sonra bakıyorum kendime kalan mı terk etmiştir, giden mi?
veya
Sana hayır diyemeyeceğin bir teklif yapmak istiyorum.. Don Vito Corleone gibi..
ama
hayat bu sen ne kadar istesende o seni şekillendiriyo sen onu değil, kadere engel olamıyorsun isterse seni alıyo savuruyo savuruyo heyecanlanıyorsun sonra o heyecanla yere çarpıyo acıyı iliklerine kadar hissediyorsun.
ve/fekat
sen bunu düşündükçe gelecek sonu düşündükçe daha sert hissediyorsun acıyı.. sadece gülüp geçerek çimlerin yeşilliğini, gökyüzünün kirli mavisini bile gördükçe gülüyorsun acı yok...
Sonuç mu?

No pain, No gain!

Cuma, Ocak 26, 2007

Userbar


Sıkıntı nelere kadir yavv.. kız arkadaşımı da zaten 1 hafta göremeyeceğim muhtemelen.. oturdum bir userbar die bişi yaptım güzel oldu mu olmadı mı bilinmez ancak ben sevdim. bu arada burda zaman kaybederken gitarımı da çok özledim. ve biliyorum hikaye felan yazmıyorum bir süredir, lakin az kaldı gümbür gümbür gelicem yıkıcam ortalığı yine...
şimdilik kalın sağlıcakla

Pazartesi, Ocak 08, 2007

dream a little dream of me


Hayatı manalandırmaya çalışanlar.. Ya da aranmaz deyip köşede arayanlara gülenler.. Ya da hiç biri hiçbir zamanda olmayanlar.. Belki bu sıralar fazla ilgimi çeken gothicler. Kendilerini gerçek zanneden gothicler aslında '70 lerde punk'ın bir alt kültürü olarak ortaya çıkan gothicler.. Yaşlanınca kısaca hanfendi olan garip giysililer.. Neden soğukta kendilerinden bir parça içeren su buharını hohlayıp bakmazlar da sigara dumanında gerçeği ararlar? Yada neden bileklerini enine değilde boyuna keserler? Neden metal müzik dinlerler? Neden Nosferatu onların başıdır? Sadece gösteriş bir haykırış... Bende burdayım beni bilin ama umursamayın çünkü buna kimse değmez... demek adına olabilir mi? Neden herkes düşünceden uzak.. Hayattan ırak?? Nitekim bazıları buna bir sebep bencillik diyor.. Aynı şeyden bahsediyo.. O da farkında herşeyin.. Yozlaşmanın belkide kaçınılmaz sonun..
Rüyam benim ufak rüyam.. Ama tüm benliğim adına..

Pazartesi, Aralık 11, 2006

Kırmızı


sonuna kadar yalnızsın, ağlamakla geçmez
dibine kadar kırmızısın, uyusturmakla dinmez
hayat senin bitti demenle bitmez
ölsen ne yazar
bu örümcekler sensizde yaşar (digerleri sensizde yasar)
o yüzden bırak (bırak)
nereye kadarsa,
o kadar...
bu yaralı bakısları ancak aynalar karşılar

kırılmıs bileklerimiz, kan akıtan gözler

hep seni izler

sadece yalnızlıgın sanırmısınki
gizler
kırmızı
gözlerindeki cam parçacıkları yeter

yeter
dursun dedikce doner
ve sonunda hersey
kırmızıda biter
..

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Mum..

Benim hayatımı temsil eden mumun ışık verdiğini bana gösteren insan, gerçekten ama gerçekten sevginin var olduğunu ve çok güzel birşey olduğunu herşeye rağmen gösteren insan.. Dün birşey yaptı..o mumu söndürdü..